Berbat Bir Yıldı Milattan Sonra 2025

Sıcak şarap ve Türk kahvesi. O. çocuğu erkekler listesi bulmuşum bir yerden. Başı yengeç ve yay burçları çekiyor. Çok şükür ki kocamın burcu listede en sonlarda. Her gün Fahreddin Kerim Gökay heykelinin önünden geçiyorum. Kredi kartı borcumun 20 bin lira olduğu zamanlar. 

Başkan’a konuşma metni yazıyorum, ben ne yazarsam onu söylüyor. Kendimi önemli biri zannediyorum.

Galataport’a ilk kez gittim. Başkan’ın taklidini yapıyorum, keyifliyim. Kocaman Stanley termosumla çantamda kahve taşıyorum. 

Feshane’ye gidiyorum ilk kez. Beltur’un sahlebi çok güzel ama içmeye fırsatım olmadı bir daha. Allık kullanmaya başlıyorum: Soluk yüzüme renk geldi. 

Beklediğim haber gelmiyor. Evde açı içinde kıvranıyorum.

Trump yemin ediyor: Drill baby drill

Türk-Alman Üniversitesi ve bir zamanlar Yeşiller’den Bundestag’a nasıl girdiğini sorguladığım bir milletvekili. Konuşuyoruz o gün, ve hayalkırıklıkları. (Hata yok, bu kelime bence artık birleşik yazılmalı). İstanbul’da Strasburg Caddesi varmış, Strazburg değil.

Tanz in deiner Wohnung dinliyorum işe giderken.

26 Ocak’ta kocam kaza yaptı ben de bir felakete sürüklendim. Daha sonra bu felaketten yakamı sıyırmak için çok çırpınacağım.

29 yaşıma giriyorum. Doğum günüm korkunç geçiyor. Bebek’ten Lacivert’e tekneyle gidiyoruz. Gözlerim kan çanağı ama ev çiçek bahçesi. Bir daha doğum günümü kutlamak istemiyorum.

Takım elbiselerim var. Çalıştığım yeri duyurmamla linçlenmem bir oluyor. Birkaç ünlü isim takip ediyor. Korkudan hesabımı gizliyorum. Sosyal medyadan tiksiniyorum.


Yılın ilk karı ve voi’de kahvaltı. Videoyu biri görecek diye ödüm kopuyor. Sosyal medyayla başım dertte. Bir sürü e-posta gidip geliyor, noterden avukata vekâlet veriyorum.

Turkuaz Stanley termosun hayatıma girişi. Atlas Pasajı’nda Dario Moreno’yu izliyorum. Fransa’dan getirdiğim çikolatalar hâlâ bitmedi. Sevgilimle birbirimize kahve ve kurabiye gönderiyoruz karşılıklı. 

Onu çok özlüyorum. 

Sevmeden Geçer Zaman dinliyorum bilmem kaçıncı kez.

Metrohan’ı ilk kez ziyaret ediyorum. Soğuk. Hava -6 derece. 

Tiktok videoyu kaldırıyor. İlk zafer.

Avusturya Başkonsolosluğu’nda resepsiyondayım, Almanca konuşuyorum. Network’ümü genişletmeliyim -ne işime yarayacaksa-.

Çok hastalanıyorum, ateşleniyorum. Maç yüzünden hastaneye ancak 45 dakikada varabiliyorum. Galatasaray’dan nefret ediyorum. Niçin kadınlar hasta olunca sıcak bir çorba bile içmekten yoksun kalıyor? Ve Türkiye’de neden etkili uçuk kremleri yok? 


Marteniçkamı taktım, ne dilediğimi hatırlamıyorum.

Hoşçakal ama bu garip bir veda olacak çünkü aslında hep içimdesin.

Başkan’la son etkinliğimiz 7 Mart’ta Cemal Reşit Rey’de.

İlk kez lazanya yaptım, fena değil biraz fazla pişti. YDS’ye giriyorum yine. IELTS bu kadar zor değildi. Hürrem’in kabrini ziyaret ve saygı duruşu. Yine öfkeme yenik düşüyorum.

Ümidimi kesmişken Instagram’dan video kaldırıldı e-postası geliyor. Rahatlıyorum.

Fişekhane’ye ilk ziyaret, The Levant’ta ilk ve son kez iftar. Hava -4 derece. Güneş yüzü görmeyelim.

18 Mart 2025: Başkan’ı Saraçhane’de son kez gördüm. Diploma iptali ve destek e-postası.

Başkan gözaltına alındı. Herkesin yüzünden düşen bin parça. Bir odada toplandık. Ağladım ağlayacağım, çok kötüyüm. Biri bilgisayardan canlı yayın açtı, onu izleyip bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Kayyum riski. Korkuyorum. Sosyal medyada yazıp çizdiğim her şeye dikkat etmeye çalışıyorum -aklımdan geçenleri süzgeçten geçirmeliyim-. Veda toplantısı gibi bir şey ama kimse veda etmiyor. Her gün gördüğümüz bazı kişiler kayıp. Mitingler ve üniversite öğrencileri. Hapse girerse mektup göndereceğim. Her yerde polis var.

Yine camideyim. Kimsenin aklına beni orada aramak gelmiyor çünkü. “Geçmiş olsun,” diyor.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” 15.5 milyondan biri benim.

Padişahı yine dev(ire)medik ağğğbiiiiii bu kuzular çok cahilllll kurtlar şeytaniyyyyyy bu kurtlar şeytaniyy — Çobanı da kaptırdık.

Marteniçkamı Saraçhane’deki ağaçlardan birine bağladım. İftarlar ve 7 gün 7 gece direniş: Yürüyolar sa-ra-ya sa-ra-ya 

“We are the majority” ama ÖÖ bizi kovdu. Kocam metroda anarşikleri coşturdu.

Hâlâ kedilerden korkuyorum. Sabahleyin evden çıktığımda onlarla karşılaşmamam için benden önce işe giden Alperman, koridorda gördüğü kedileri asansöre bindirip üst katlara gönderiyor. Kalp kalp kalp

Manavdan pomelo aldım, Almanya’da yaptığım gibi.

İlk bayramlaşma Başkan’sız. 

Diplomam kayboldu. Fransızların yapacağı işe sıçıyım.


April, April, er macht was er will. April ne istediğiyse onu yaparak başlıyor. Herkes tatilde, ben çalışıyorum. Safları sıklaştıralım. Mutluluktan ağlıyorum. Zaaflarına bir gece, hatalarına bir nilüfer’

Yeni bir Sibylle ile Almanca dersleri. 

Sigorta şirketlerinden tiksiniyorum. بودەكچریاهو

Kardeş Şehirler buluşuyor. GSY’ye kadar herkes işe nasıl girdiğimi biliyor: Başkan’ın işe alın dediği kız sensin. Evet, benim. Ve Başkan’a ilk mektup.

Akbaş ailesi için zor günler. Banana bread yemekten bıktım.

Buradaydın, kokun hâlâ burada.

Sir ağda deniyorum, göbeğim yandı. Lazere mi geçsem?

Daha iyi lazanya yapmak için her hafta lazanya yapıp bütün bir ay lazanya yiyorum.

Kadın doğum doktorum muayene ederken dokunabilir miyim diye soruyor, eş değil partner diyor. Kalp kalp kalp. Yumurtalarımı gördüm, çok güzeller. Orgazm 13, G noktası 15 bin lira.

Deprem oluyor. Deprem çantımı alıp sallantının bitmesini bekliyorum. Soğukkanlı duruşum hoşuma gidiyor. KORKMUYORUM. Önce kocamı arıyorum sonra annemi. Annem depremden çok korkar. 

A.İ.B.: Araç ilanlarının başlangıcı.

Yaşlanınca yürüyebilmek için pilatese başlıyorum. Ne zaman ona rastlasam fotoğrafını kaydediyorum. Şişhane ve Karaköy’de beni bulacağınız zamanlar. Erkek kardeşimin motorsikleti var.

Cemal Hoca, Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken’i benim için imzalıyor.


Cinsel Sağlık Derneği gururla sunar. 

Başkonsoloslar Buluşuyor, Başkan istemiş. Ben herkesten fazla çalışan ben, üç kuruşa, ezik hissediyorum. Kovid oluyor biri. Ödüm kopuyor. Aşı hakkım da yok. Bakırköyü ufukta gözüktü.

Parayı çok seviyormuşum. Yok çünkü, o yüzden. İlk HPV aşısı. Tanesi 3900 TL. Öyle kafana göre istediğin hastanede yaptıramazsın. 

İki güne bir kavga: Toksik ilişki. Düşünmekten beynim çatlıyor. Son bir yılda geldik bu noktaya. “Yanımda” hissedemiyorum. Regl dönemine kardeş geliyor: Doğurganlık dönemi. Birlikte yaşamaya (ç)alışıyoruz. Uçlardayız. Kocam bayağ yakışıklı biri ama vibratörümü kıskanıyor.

Babaannem hasta. Anneler gününde hastaneye ziyarete gidiyoruz. Ve annem, her zaman daha iyisini hak eden annem.

Haluk Bilginer’i sahnede izliyorum. Ve Yiğit Özşener’i ve İlkkan’ı. İlkkan bıktım senin saçma sapan sözlerinden.

Mini eteklerimle sahnedeyim. Sarıkanarya sokak ve KEL OĞLAN. 

“GİBİ izlerken gülüyorsun ya, çok güzel oluyor.” “Bana karşı hissettiğin tek şeyin aşk olmasını istiyorum.”

Herkesin Olomouc’u bildiği bir yerdeyim: KÖPÜKLÜ bira, Kofola, Çek yemekleri ve belki biraz domuz eti. Ortaylı tarafından azarlanmadan, hakarete ve tacize uğramadan eve dönmeyi başardım. Bu zafer benim.

MÜKELLEF bir kahvaltı ve Koska Köftecisi. Hong Hocamla görüşme.

İçimdeeğğ aşkk var ve muutelif hazzzlar beni bulağğmazlar bu aralarrğ

Yaprak Dökümü quiz night’ta 3. olduk. Dereceye girmek bizim işimiz. En sevdiğim karakter kötü kadın Ferhunde. Yine taşlanıyorum.

Hayatımda izlediğim en uzun oyun: Ölü’n Bizi Ayırana Dek. Patlıyorum sıkıntıdan. Başkan’ın kankası Nardella & Büyükçekmece Belediyesi 


Güzel kızların bacakları mosmor olur. 

Transparan kıyafetlerimi yalnız Kadıköy’de ve Boğaziçi’nde giyiyorum; başıma bir şey gelmesin diye taksi plakalarını sağa sola dağıtıyorum.

Uyku skorun kaç? Peki ya enerji? Koreliler toplayın bana ait olan her şeyi.

Annemden iki gün önce dünyaya gelen Başkanıma Bazel (Basel’i niye hala s ile yazıyoruz, bilmiyorum) kartıyla tebrik mesajı. Başkan’sız ikinci bayramlaşma. Manisa’dan Çatalca’ya, her şey sizin için. Bayramlarda yabancılarlayım, dayımı özledim. Ferdi Başkan’a veda. Başkan’ı cezaevine girdiğinden beri ilk kez duruşmada görüyorum, zayıflamış.

Bahar temizliği. PERDELERİN RENGİ DEĞİŞMİŞ. IKEA’dan balkon seti satın alıyorum. Gerçekten evimin her şeyi.

Sağ kalçamın üstüne düşünüyorum. Yorgunum, bitkinim, halsizim. En son 2023 Eylül ayında tatil yaptım. Artık sadece durup dinlenmek istiyorum.

HPV aşısı 2025 sonu itibariyle ücretsiz olacakmış. Hesaplıyorum, son dozu Aralık ayında yaptıracağım. Hiçbir şekilde yararlanamayacağım bu hizmetten de. Ben bu ülkedeki enayiler sınıfındayım.

Seni alsamm koynuma koysaaammm hayali bile hoşşş

Doktorlar insanların gözlerinin içine bakıp ne kadar da rahat veriyorlar kötü haberleri. Aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. 

Prens izlemeye başlıyoruz: Kudur köpek! & Biz voleybol ülkesiyiz.

Kredi notum baya yüksek çıkıyor. Borcuma sağdığımdır.

Duman’ı izliyorum ilk kez sahnede. Geç kalmışım hem Duman’a hem kendime. Enerjileri bitmiş onların da benim de. Daha güzeldi bu konser lisedeyken kurduğum hayalimde.

Eşlerimizle bazı şeyleri konuşmamalıymışızşızzşız. Garip, halbuki ben dürüst davranıyorum. 

1 yıllık Bulgar Schengen’i aldım, ama artık keyfe kullanacağım. Bi ara Sofya’ya giderim. Sonra Strazburg’a diplomamı almaya. E-posta gönderiyorum: Valentin diyorum, bu sefer diyorum, BEN diyorum, DİPLOMAMI diyorum, KENDİM diyorum, ALMAYA diyorum, STRAZBURG’A diyorum GELECEĞİM. İkinci kez kaybetmenize MÜSAADE EDEMEM. Nasipse yolculuk Ekim’de.

Üstümden ölü toprağını atıyorum ve yaklaşık iki yıl sonra blogda yazı yayımlıyorum. Öğle aralarımın vazgeçilmez durağı Şehzade(başı) Camii üstüne. İltifatlar geliyor: “İnşallah bir an önce roman yazarsın; sende yazarlık ruhu var.” Gururum okşanıyor. 

Kira artışı bu ay ne kadar oldu? Promosyon ne kadar yatacak? Unutma, harcamaları yaz! Bitmek bilmeyen bir döngüdür hesap kitap. 

Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış’tan.

Haykırdım beeeeğğnnnn sesleri duymayan bi’ sennn “İmkânsız çoooooğğğğkk dağları delmişiz” derkeeeğğeennn

Ve kısmi güzel günlerin bitişi.


Kötü çıkan tahlil sonuçları, azalan yumurtalar. Alper benden rahatsız oluyor, çekiniyorum ondan. Ben gece kulübü diyorum, o fine dining.

Kocamın 31. doğum gününde Bebek Gate’de kalmak için nihayet bir adım atıyorum. Deniz manzaralı oda 5500 TL. Balkonlu kalmamış. Mezun kartı ve evlilik cüzdanı. Ben çalışıyorum, öğretmenler tatilde. Köftecide son bir köfte yiyoruz, zehirleniyorum. 

A.İ.B’nin devamı: Fabia, Scala, Octavia, Golf ve Ford. 

Teklif ettiğim gün düşündüm: Bir ben miyim elindekinin kıymetini bilmeyen? Ağladım; az ve çok ama mütemadiyen.

Hâlâ Gofrik aldığım zamanlar. Almanca mı pilates mi diyorum ve pilatesi seçiyorum: Spor yapmak bana iyi geliyor. Bilmem kaçıncı defa başladığım psikologa devam edemiyorum. Yine parasızlıktan. Doktora planlarım var. Galatasaray Üniversitesi’ni düşünmez misin, diyor bir arkadaşım. Düşünürüm. Ufukta Endonezya ihtimali beliriyor. İnanasım gelmiyor.

Red. Kötüyüm. Aynı hafta rengini çok sevdiğim bilgisayarıma rengini çok sevdiğim termosum yüzünden veda ediyorum. Alper bana bilgisayar alıyor, kızıyorum, haklı sebeplerim var. Ama herkes yine ona hak veriyor. Nankörüm ben. “Seni memnun etmek imkansız ama korkunç bir şey sensiz olma düşüncesi.” Sarıl bana sımsıkı.

Chatgpt yüksek kaygı düzeyim olduğunu söylüyor: Güvenlik, değerli hissetme ve söz sahibi olma hakkına duyulan bir ihtiyaç. Dünyaya geldiğimden beri istikralı bir şekilde.

İlk kez martı tag deniyorum. Şoför, öğretmen çıkıyor. Hoşsohbet. Bu yüzden inerken ücreti ödemeyi az daha unutuyorum. Filodolio’ya gidiyoruz. Daha iyi İtalyan yemekleri yemiştim. Şarap güzel. 

Yeni hedefler. Güçlüyüm ben ama sakarım. “Bu yaşa kadar gelmen mucize” diyor kocam. Voleybol maçları ile vakit öldürüyorum. Ales’e başvuruyorum ama sınava hazırlanıp girecek gücü kendimde bulamıyorum. HPV aşısının 2. dozunu şehir hastanesi yapmadığı için Cimer’e şikayet yazıyorum. 

Sofya’ya uçak bileti alıyorum. O ziyareti buraya daha önce yazdım. Bu bilgi sadece kronolojik sıra için. 

Muammer Karaca Tiyatrosu’nun şantiyesindeyim Fransız ve Hollandalı heyetle. İstiklâl’de belki karşılaşırız diye etrafıma bakınıyorum.

Saraçhane’ye veda. Bakırköy’ün ilk gününde Polonya dosyaları hazırlıyorum. Başkan yerine artık Başkan vekili. Başkanımı yine mahkeme salonunda görüyorum.

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da

Annemlerin evine ait değilim artık. Evimi özülüyorum.

AB Schengen için kolaylık yapacakmış (sözde).

Hikâye yazmak için hikâye kitapları okumaya başlıyorum. Belki bir yarışmaya katılırım. Ödül alırım. Kitaplarım basılır. Habersizce bir kitapçıda rastlar onlara. Okur beni. Ama ben kitap okuyamıyorum artık yeşil ışıklı Fransız balkonunda, rüzgarlı havada, soğuk bira ve ekşi erikle.

Turizm işçilerine üzülüyorum 10 gün çalışıp 1 gün tatil yapacaklarmış.

Soğuk suyla duş alabiliyorum artık. Müzik açıyorum ki ağlarken sesim duyulmasın. Ozzy Osbourne ölüyor. Yıldönümü de doğum günü gibi ağlayarak geçiyor. Mutsuzum. Arabesk lafları sevmiyorum.

Endonezya için biletlerim alınıyor. Galiba gidiyorum. Mobinge uğruyorum sırf Boğaziçiliyim ve Balkan göçmeniyim diye. Bunlar artık beni yık(a)ma(z).malı. Çekya’da diploma alarak kazandığım unvanı bile kullanmakta tereddüt ediyorum. Şımarık zenginlerden nefret ediyorum.

Mubi üyeliğini donduruyorum yine. Ruşen abim için Medyascope’a ve lisedeyken büyüyünce o olmak istediğim için Nevşin Mengü’ye destek oluyorum. 

Sakinleştim, tuz bastım yarama çalıyor bir süredir kulaklıkta. Ama şarkının hareketli bölümü hoşuma gitmiyor.


Alper yazan bir coca cola. 

Cakarta’ya gidiyorum: Şu anda Hazar Denizi’ni geçtik. Kocamı ve evimi özlüyorum. Beni yolcu ederken ağlıyor Alperman: Gözünü açtığında dünyanın neresinde olursan ol, ben olacağım. İstanbul’a dönmek için can atıyorum. Bir başkadır benim memleketim. Kocamın elini tutarak uyuyorum. Bu hikâyeyi burada bilahare yazacağım. 

Nabzım 148. İyi değilim. Aramıyor. Ağlıyorum hırsımdan.

Beren Saat’e benzetildim. Ben o kadar güzel miyim?

Merdümgiriz: Toplum içine karışmayı sevmeyen, insanlardan kaçan ve çekinen kimse. Alper göndermiş bu kelimeyi.

Kardeşlerim bana yemeğe geliyor, pizza yapıyorum onlara. Acele ettiğimden bir tanesi pişmiyor. Çiğ hamur yiyoruz. 

Edirne’ye gidiyoruz. Kendimi geziye bir türlü veremiyorum. Durmadan Martini içiyorum. Yazın iyi gidiyor.

Kocama Galaxy Watch bilmem kaç hediye ediyorum. Ve siyah The North Face şapkamı.

Bu sefer Endonezyalılar İstanbul’a geliyor. Arka planda aleyhimde oyunlar oynanıyor. Gerçek yüzleriyle tanışıyorum ilk kez. Nefret doluyum. Ben bu insanlarla başa çıkamam ki!

Kazan dairesi çalışmıyor. Soğuk suyla duş alıyorum her gün. Üşüyorum ama çaktırmıyorum, soğuğa karşı direncimi artırmaya çalışıyorum. Ben, Ned Stark’ın soyundan gelen ben, Winterfell’de yaşıyorum başka bir evrende. Sonunda kova ve maşrapa alıyoruz. Kaynattığımız suyu soğuk suyla karıştırıp duş alıyoruz.

Bebek’teyiz. Şansımıza odamız balkonlu. Divân’da yemek ve bir şeylere niyet ediyoruz. Gece geç saate kadar oturuyoruz balkonda. Deniz ayaklarımızın altında. Alper sıcak suyun tadını çıkarıyor. Sevişiyoruz. Sabah vapur ve yağmur sesiyle uyanıyorum. Heyecanla Alper’i uyandırıyorum yağmuru izlesin diye. “Yat uyu,” diyor. Her sene Alperman’ın doğum gününde Bebek Gate’de kalmaya karar veriyoruz.

Kendimi voleybola veriyorum yine. Görmezsem, düşünmezsem, haber almazsam, geçecek; biliyorum.

Avrupa’dan belediye başkanları Başkanıma desteğe geliyor. Zagreb heyeti & çilekli süt. 6. Daire’nin önündeyiz. ÖÖ tepemde bağırıyor. Basın tarafında arkadaşlarla ve Ruşen abimle karşılaşıyoruz. Yıllar sonra ilk muhabbet. Mesai bitmek bilmiyor. Silivri’ye gidiyorum ilk kez. Başkanım şu binaların ardında. Aylar sonra ilk kez bu kadar yakınım ona.

Canım çok sıkılıyor. Ben, milyonlarca kişinin girdiği sınavda derece yapan ben, Türkiye’de yılda sadece 20 kişiye verilen bursu kazanıp Avrupa’ya giden ben, kadın olduğum için yok sayılıyorum. “İnsan yerine koymayacaksanız iş de vermeyin!”

Kavga ediyorum herkesle. Ah, Başkanım dışarıda olsaydı… Onurum kırıldı ama ayakta durmak zorundayım. Paraya kıyıp Starbucks’dan kahve içiyorum. Canım sıkıldığında kendimi şımartabilirim.

Such a lonely day, and it’s mine çalıyor.


Nihayet aradı ama sonuçsuz bir bekleyiş.

Kredi, borç, sigorta, kasko, ruhsat ve bakım: Leon’un hayatımıza girişi ve 800 bin lira borç. 

Başkanım yine mahkemede ancak ben ona mektup yazacak enerjiyi bile bulamıyorum artık. 

Yeniköy’de yürüyorum. Hayal kuruyorum, gerçekleşmesi imkansız hayaller. Olmayacak kişilerle olmayacak şeyler yapıyorum rüyalarımda. Dünyayı ateşe veremediğim için metal dinliyorum. Yıllar sonra ilk kez The Trooper ve Wasting Love.

Tatar Çölü’nü okuyorum. O duruma düşme ihtimalim yüksek, düşmemeliyim. Celinesgalaxypresents hesabını kapatıyorum. Kış kremlerine geçiş yapıyor, durmadan Yabancı Damat izliyorum. Sofya’da bile.

Kalbim paramparça. Decathlon’da reyonların arasına gizlenip ağlıyorum. Yine buluyorlar beni. İyi olmaya çalışıyorum. Bana karşı herhangi bir eşiği kalmadı artık. Bizi ben mahvettim.

Hayatımda ilk kez İngilizce edebi bir metin yazmaya cesaret ediyorum, yazıyorum ve yayınlıyorum. “Weight of Feelings” diyorum adına. En sadık okuyucumdan yorumlar geliyor: “Sonu çok vurucu. Kurgusal olduğunu belirtebilirsin ama çok çok güçlü bir metin. İnsan arzularını içine göme göme hasta oluyor sonuçta. Tanrıça gibi kadınsın. Güçlü olduğunu bil. Eminim herkes olmasa bile birçok kişi bunu görüyordur. Eğer göremiyorlarsa görebildiğim için gurur duyarım kendimle. Hem tanrılar tanrıçalar öyle her ölümlüye görünmüyordu Antik Yunan’da.”

Tanrıçalar da yorulur. Cakarta’dan döndüğümden beri hiç takatim yok. Her yerim ağrıyor, yataktan çıkacak enerjiyi bulamıyorum. İşe gidemiyorum. Hep uykuluyum, hep halsizim. Almanca çalışmaya niyetleniyorum ama yapamıyorum yine. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum.

Kore gazileriyle bir gün. Parmağımı kesiyorum. Kan sulandırıcı kullandığım için şarıl şarıl kan akıyor. Durduramıyorum. Tetanoz olmaktan mı yoksa kansız kalmaktan mı daha çok korkuyorum, karar veremiyorum.

Elif geliyor. İlk yatılı misafirim. MÜKELLEF bir rakı sofrası. İçiyoruz, dertleşiyoruz, garsonlarla sohbet ediyoruz. İçince gülebiliyor insan. İstanbul’a dönsün istiyorum. 

Görüşüyoruz ama yanındayken parlayamıyorum artık.


Sözünü tutmuyor. Sözümü tutmuyorum. Gospodinov’la tanışıyorum: Doğal Roman & Bahçıvan ve Ölüm. 

Azgın bir boğa. Sert ve dominant.

Haliç Kongre Merkezi’nde ağlama duvarı gibi bi’ şey, Başkan Vekiliyle fotoğraf. 

DİPLOMAMI almaya STRAZBURG’A gidiyorum. 300 sayfa Kemal Tahir okuyorum yolculuk boyunca. Strazburg’da her şey aynı. Yine Avrupa’dayım, yine yalnızım. Bir daha Avrupa’ya yalnız gitmeme kararı alıyorum. Yalnız kalacağıma hiç gitmem!

Diplomamı kılıfa bile koymamışlar, alelade bir zarfın içinde. Tanıdık iki yüz görüyorum ve fresh Euroculture öğrencilerine nasihat ediyorum. Alsas birası ve tarte flambée. Diplomada her şey Fransızca. Le 28 janvier 1996 à BAKIRKÖY yazısını görünce tamam diyorum, bu benimki. Dönmeden önce Almanya’ya gidiyorum Ren Nehri’ni aşarak. Bildiğim bir dil ve alışveriş. Ama çok sevdiğim fındık kremasını çöpe atıyor İsviçre polisi. 

Kocam çok duygusal. Komşusu ölünce bile ağlıyor. Benim taş gibi kalbime ve rasyonaliteme hayret ediyor. Başkalarının acılarına ortak olacak kadar rahat bir hayatım yok sadece.

Denkliğe başvurmam gerek ama enerjim yok. Hem nasıl anlatacağım tek yüksek lisans programında okuyup iki diploma aldığımı. Erteliyorum. Doktoraya başvuracak enerjiyi de kendimde bulamıyorum. Hem, hiç kimsenin hiçbir şeyi umursamadığı bu dünyada ne işime yarayacak ki! Pek çok şeye karşı ilgimi ve heyecanımı kaybediyorum: Çocuk mu yapsam belki bir hedefim olur bu hayatta?

Sildiğim fotoğrafları geri yüklüyorum. Onu çok özlüyorum.

Güzel bacaklar için: Türk kahvesi + hindistan cevizi yağı – Beyaz teller için: Amla ve  hindistan cevizi yağı. Twitter’a üye olalı 15 yıl olmuş. Kiko Milano AKP’liymiş ama rujları çok güzel. 

Düşüncelerimden sıyrılmak için her hafta en az iki oyun izliyorum. Yetmiyor. Başkan sürekli gazeteci arkadaşıma mektup yazıyor, bana hiçbir şey. Şerefiye’de dekoru yiyoruz. Annemin deneysel pastaları çok lezzetli. Sonbaharın renkleri hep güzel. 

Avusturya Konsolosluğu’nda resepsiyondayız. Yakalanıyoruz ve söz alıyoruz -inanmak istiyorum-. Kocam böyle yerlerde parlar, parlıyor. Konsoloslarla İspanyolca konuşuyor. Ben kendi tercihimle artık parlamak istemiyorum.

Bedava Cem Adrian konserinden daha fazla batmamak için kaçıyoruz. Ben Teoman dinliyorum sürekli: Bi’ uyansammm uyansammm uyansammm uykumdann

Acılı yüz ifademi kimseden saklayamıyorum, bu konularda pek iyi değilim. Günden güne eriyorum. 48 kiloyum. Toki’ye başvurmaya karar veriyorum. Kredi kartı borcum 170 bin lira.


Kızlarla Kadıköy ve Nata. Marathon’dayım, Köprü’yü ilk kez yürüyerek geçiyorum. Marathon’dan gelip bir de evi temizliyoruz. Bu sene palamut azmış, mecburen somon alıyoruz. Yemekhane yemeklerinden sıkılıp evden götürüyorum. Vaktim mi daha kıymetli yoksa sağlığım mı?

Teoman’ı Harbiye’de izliyorum. Hala Metallica konserine gidemedim. Oysa rockçılar artık ya çok yaşlılar ya da ölüyorlar. Fazla vaktim kalmadı. 

Hakkım yeniyor ama mecburiyetten ses çıkaramıyorum. Utanıyorum içinde bulunduğum durumdan. Kendimleyim. Sürekli kitap okuyorum. Kimseyle konuşmak gelmiyor içinden. Her gün daha da yabancılaşıyorum bulunduğum ortama. Sürekli gerginim. 

İlk kez muzlu yulaflı bar deniyorum evde. Şahane oluyor. Brownie ile şov yapıyorum.

Uzunca konuşuyoruz, iyi geliyor. Küçük flörtleşmeler. Eminim yanımda olsa yapışırdım dudaklarına. Ama birbirimize dokunacak cesareti ancak içince buluyoruz.

Beni yak kendini yak her şeyi yak

Ağaç dikmeye gidiyoruz. Gibi bölümü gibi her şey. UNDP teşekkür ediyor bana. Ama hiçbir işime yaramayacağını bildiğimden umursamıyorum. Yan Yana bileti alıyorum Getir’den. 

Ales’e girecek gücü yine bulamıyorum kendimde.

Koltuk altımda beze mi var yoksa bana mı öyle geliyor? Memelerimi kontrol ediyorum. Onları beğenmediğim için bir gün bana küsme ihtimallerini hep aklımda tutuyorum. Kaç aydır hep erken regl oluyorum ve vücudumdaki tüm kanı bitirircesine kanıyorum. Yine demir takviyesi. Nedeni stres. Yoruldum her şeyden. Artık kendimi açıklama ihtiyacı bile duymuyorum.

Wefood ve Züber siparişlerinin hayatımıza girişi. Kutu kutu biralara veda. Alper de pilatese başlıyor. Toki başvurusu yapamıyorum çünkü devletin kayıtlarında hâlâ Edirneliyim.

Sie ist der hellste Stern von allen und wird nie vom Himmel fallen.

Ofiste gözlerim doluyor, Turn the Page dinliyorum. Please, Selin, you should turn the page.

Kısa da olsa sohbet ediyoruz – Yapacak mı?

Nihayet Başkan’a mektup gönderecek kuvveti buluyorum kendimde. 

Kaş piercingi deniyorum. Tuhaf oldu ama hoşuma gitti. Doktoruma sormam gerek.

Kocamla bazen çok eğleniyoruz. Çok gülüyorum ona. “Bugün içimde sana karşı aşkla uyandım.” Ama sürekli alınıyor alınganlar prensi. 

Çin’den bir e-posta alıyorum tezimle ilgili. Aynı gün YÜKSEK LİSANS TEZİMİN ATIF ALDIĞINI öğreniyorum. Benden mutlusu yok ama kutlayacak kimsem de yok. Kendimle kalmamak için tuvalette bile kitap okuyorum. 

Operaya gidiyorum ilk kez. Ve bir daha gitmemeye karar veriyorum. Ben İtalyanca bilmiyorum ki! Alt yazıyı mı okuyayım, sahneye mi bakayım? Öğretmenler günü için Serdar Ortaç konserine bilet alıyorum. 

Şehvetle yananlar için hiç insafı yok gecenin

Kardeşime iş arıyorum ve çok geç kaldığım bir şey için adım atıyorum. Ne olduğunu burada yazamayacak kadar çok geç kaldım.

Sevgilim sunumlarla ben yazarlarla meşgulüm – Gospodinov’un imza töreninden üç kitapla ayrılıyorum.


Kaza yapıyoruz. Yine reddediliyorum. Maaşımı aldığım gün hüngür hüngür ağlıyorum. Korkunç bir oyun izliyorum. Doktor piercinge izin veriyor. Bir tek adım atmak kaldı geriye. 

Spotify yıllık özet yayınlıyor yine Aralık ayının başında. Halbuki 20 gün daha verseler değiştirebilirdim o listeyi. En çok dinlediğim tür metal, müzik yaşım 45.

Çocukken çok dinlediğim için Manga konserine gidiyorum. Türkiye’de konser diye bir şey yok canlı müzik var sadece.

Kalpte dört kapak var: Mitral, aort, pulmoner ve triküspit. Benim aort biküspitti mekanik bir şey taktılar yerine. Mitral olan da bozulmaya başlamış. Kalbim de yetersizmiş artık. Hani iyileşecektim? Ölmek istemiyorum daha yazacaklarım var. 

Bırakma kendini dinliyorum. Bırakma kendini diye içimden tekrar ediyorum. Rüyamda öldüğümü görüyorum.

Başkanıma göndermek için yeni yıl tebrik kartı arıyorum ama istediğim gibi bir şey yok. Vedad’ın hikâyesine takıldım ve Alpi adımı öğrendi.

Başta sosyal medya olmak üzere tüm internetten varlığımı silmek istiyorum – New year resolution.

Bildiğimiz dünya düzeninin yıkılışı: Bir gün gelecek ve diyecekler ki insanlık bir düzen kurmuş ancak 70 yıl dayanabilmiş. 

Neden evin en pis yerlerini, tuvaletleri ve banyoyu hep kadınlar temizliyor? Neden kahve bitmeden kahve almak, son kullanma tarihi geçen ürünleri çöpe atmak, bir saat gibi evin işleyişini sağlamak kadının işi?

Her yerimde sansıcalar sırtımda gitar çekmişim yine etrafa duvar – Mobinge uğruyorum yine. İyi olduğumun farkındayım ama karşılığını alamıyorum. Benim bu insanların içinde ne işim var? Ateşe atıyorlar beni. Kimseye güvenmemem gerek.

Sürekli başım dönüyor. Aslında ilaç içsem rahatlarım ama ya böbreklerim de bana küserse?

Body time is ticking – Keşke biz de erkekler gibi ileri yaşlarda çocuk sahibi olabilsek.

Söyleyeceklerim bu kadar iyi seneler kupası.

Hüngür hüngür ağlıyorum günlerce. Yola nasıl devam edeceğiz böyle? Ama onun hayatımda olmadığı bir dünyayı tahayyül edemiyorum. 

Haklı bir soru geliyor uzaklardan: Kanka kullanmayacaksak biz bu aşıyı niye yaptırdık?

Eataly ve güzel şaraplar. Yeni yıl partisi. Hâlâ gencim. Karla karışık yağmur. 

28 Aralık’ta son bir yazı yayınlıyorum blogda. Güzel yorumlar alıyorum. Ve beni anlayan biriyle vakit geçirmek için Cenevre’ye bilet alıyorum. Yolculuk Mart’ta. 

Blogda yazdıklarımı kavga ederken bana karşı kullandığı için kocamı yazılarımı görmekten men etmek istiyorum. Kıyamıyorum

İnsanın kendinin farkında olması ne fena – 

Yorum bırakın